ADİL DÜZEN

How altus looks like on a tablet

Adil Düzen

Adil Düzen, temel esasları itibariyle asırlar boyu, hâkim olduğu devirlerin gereklerine uygun olarak tatbik edilmiş bir düzendir. Kamil ve tam bir düzendir. Adil Düzen’in; siyasi, ilmi, ahlaki ve ekonomik düzenleri birey ve girişimcilere yardımcı ve teşvik edici olacaklardır.


Adil Düzen, temel esasları itibariyle asırlar boyu, hâkim olduğu devirlerin gereklerine uygun olarak tatbik edilmiş bir düzendir. Kamil ve tam bir düzendir. Kuvveti üstün tutan Batı Medeniyeti’nin bir dejenerasyona uğrayarak “kalkınıyoruz, gelişiyoruz” adı altında sonradan kurduğu kapitalizm ve sosyalizm ise Adil Düzen’i bozarak, çarpıtarak meydana getirilmiş haksız düzenlerdir. Bu çarpıtma temelde hak anlayışlarındaki farklılıklara ve uygulamalara dayanmaktadır.

Hak kelimesinin lügat manası “değişmez” demektir. Istılah manası ise, “Her şart altında doğru olan şey.” demektir. Mesela iki kere ikinin dört ettiği gibi. Batıl kelimesinin lügat manası “isabetsiz, yanlış” demektir. Istılah manası ise, “Her şart altında yanlış olan şey.” demektir. Mesela iki kere iki üç eder iddiası gibi.

Bugünkü Batı Medeniyeti, kendilerinin de her zaman belirttikleri gibi Eski Roma Medeniyeti’ne; Eski Roma Medeniyeti, Eski Yunan Medeniyeti’ne; Eski Yunan Medeniyeti de Eski Mısır Medeniyeti’ne yani Firavunlara dayanmaktadır. Firavunlar insanlara zulüm yaparken, bu yaptıkları zulümleri “Biz size zulüm yapıyoruz.” diye yapmazlardı. Yaptıkları zulümleri bu bizim hakkımız diye yaparlardı. Hataları, onların hak anlayışlarının yanlış olmasında, batıl olmasından kaynaklanmaktaydı.

Batılın hak anlayışına göre hak 4 sebepten doğmaktadır. Bunlar;

1. Kuvvet

2. Çoğunluk

3. İmtiyaz, Ayrıcalık

4. Menfaat, Çıkar

Hiç şüphesiz gerçekte bu sebeplerin hiçbirisi hak sebebi olamaz. Fakat batıl inanış bunları hak sebebi saymaktadır. Doğru ve hakiki hak anlayışına göre hak, 4 sebepten doğar bu sebepler şunlardır:

1. Doğuştan Gelen Haklar:

a. Yaşama Hakkı

b. Neslin Korunması, Irz ve Namusun Korunması Hakkı

c. Mülkiyet Hakkı

d. Aklın Korunması Hakkı

e. İnancın Korunması Hakkı

2. Emekten Doğan Haklar

3. Karşılıklı Rızaya Dayalı Yapılan Mukaveleden Doğan Haklar

4. Adalet Gereği Doğan Haklar

Doğru hak anlayışına göre hak yalnız bu 4 sebepten dolayı doğar. Bunun dışında hiçbir sebepten dolayı hak doğmaz. Ne kuvvet ne çoğunluk, ne imtiyaz ne de çıkar hak sebebi olamaz. İşte insanlık tarihi boyunca hak ve batıl birbiriyle mücadele etmiştir. Bu mücadelenin temelinde hak anlayışı ve kabulündeki farklılık yatmaktadır. Batıla dayanan medeniyetlerin temelinde kuvveti üstün tutan zihniyet yatmaktadır. Hakka dayanan medeniyetlerin temeli ise hakkı üstün tutan zihniyete dayanmaktadır.

Takriben 350 yıldan beri yeryüzünde kaba kuvvete dayanarak üstünlük tesis etmiş bulunan “ırkçı emperyalizm” gerçekte kuvveti üstün tutan bir zihniyet medeniyetidir. İnsanlığa saadet getirmesi mümkün değildir. Sadece zulüm yapmaktadır. Nitekim bu medeniyet insanlığı iki ikiz kardeşle ezmektedir. Bunlardan birisi komünizm, diğeri de kapitalizmdir.

Her iki sistem de temelde birbirinin aynıdır. Çünkü her ikisi de kuvveti üstün tutan bir zihniyete dayanmaktadır. Bundan dolayı netice itibariyle bir “ezen-ezilen” sistemidirler. Aralarındaki tek fark komünizmde ezen güç siyasi güçtür, kapitalizmde ezen güç ise ekonomik güçtür. Sermayeyi elinde bulunduran tekelci mutlu azınlığın gücüdür. Bugün komünizm çökmüştür. Düşmanı olmayan yaşayamaz şeklinde batıl bir inanışa sahip olan Siyonist küresel sömürü sermayesi, kapitalizmin karşısına düşman olarak İslam’ı koymuştur. Ancak Kapitalizm de dünyaya huzur ve barış getirmekten çok uzak olduğu için komünizm gibi yok olmaya mahkûmdur.

İnsanlık şimdi kendisine “Mutluluk=Saadet” getirecek yeni bir düzen aramaktadır. Bu düzen ancak hakkı üstün tutan “Adil Düzen” olabilir. Adil Düzen, bugün karşılaşılan sorunlara kalıcı ve sağlıklı çözümler üretecek bir düzendir. Adil Düzen, birçok iktisadi sorunu yol açan faizci kapitalizmin 5 mikrobunun yol açtığı sorunları aşağıda belirtilen 5 vasıta ile çözecektir.

A. Irkçı Emperyalizmin Düzeni Olan Mevcut Köle Düzeni Yerine “Adil Düzen”in Kurulması

Mevcut köle düzeni bir bakıma eski sömürgeci düzenin “modern müstemlekeci” uygulamasıdır. Bir sömürü düzeni, ezen-ezilen düzenidir. Adil devlet düzeni ise hakkı üstün tutan, herkese hakkını veren, kimseyi kimseye sömürtmeyen, insanı ve toplumu hızla manen ve maddeten kalkındıran, herkese inancına göre yaşama hakkı tanıyan, bir uzlaşma, barış, huzur, hürriyet, adalet ve refah düzenidir. Bu düzende insanların maddi ve manevi ihtiyaçları dengeli bir şekilde karşılanacak; ülkemizin manevi ve maddi kalkınması kısa bir süre içinde sağlanacaktır.

B. Faizci Kapitalist Nizamın Sömürü Düzeni Yerine “Adil Ekonomik Düzen”in Kurulması

Adil Ekonomik Düzen ideal bir düzendir. Herkese refah getirir. Ucuzluk getirir. Enflasyonu önler. Her kabiliyetli insanın üretim yapmasına imkân hazırlar. Üretimi artırır. İşsizliği önler. İhracat patlamasına ortam hazırlar. Geri kalmışlığı önler. Dürüstlük ve ahlaki gelişmeyi teşvik eder.

C. Milli, Güçlü, Süratli, Yaygın Kalkınmanın Adil Düzen ile Gerçekleştirilmesi

Faizci kapitalist nizam, emperyalizm ve ırkçı emperyalizmin bir sömürü düzenidir. Ülkelere hazırladığı reçeteler modern müstemlekeciliğin yürütülmesine yönelik reçetelerdir. Bu reçetelerle ülkeler bir yandan sömürülmekte, diğer yandan da dış borç ve faize esir edilmektedir. Ülkelerin milli kalkınma planlan hazırlanmasına mani olunmaktadır.

Hâlbuki Adil Düzen’e geçildiğinde temel esas borçla değil, “Kendi Gücüyle Kalkınma”dır. Ülkelerin milli, güçlü, süratli yaygın kalkınma stratejilerine uygun “Makro Planlar” hazırlanacak; bu planlara uygun verimli “Yatırım Projeleri” geliştirilecektir. Bu projelerin belirlenen hedefleri gerçekleştirmeleri için gerekli teşvikler sağlanacaktır.

D. İnançlı Kadrolar

Adil Düzen’e geçildiği zaman ülkeler borç ve faizin esiri olmaktan kurtulur. Emperyalizm ve ırkçı emperyalizmin etkisinden kendisini kurtarır. Milli Görüş’e dönülür. Evlatlarını “taklitçi” olarak değil, “inançlı kadrolar” olarak yetiştirme imkânı bulur. Bu inançlı kadrolar inançla, şuurla, azimle, sebatla, yardımlaşarak ve çalışarak kalkınma hamlelerini elbirliğiyle başarırlar.

Adil Düzen’in; siyasi, ilmi, ahlaki ve ekonomik düzenleri birey ve girişimcilere yardımcı ve teşvik edici olacaklardır. Siyasi düzen ekonomiyi tanzim ediyorum diyerek tahrip etmez; ilmi düzen tam bir hürriyet, özerklik ve teşvik ile ilim ve teknoloji sahasındaki hızlı gelişmeleri sağlarlar. Dini-ahlaki düzen ise adeta topluma yararlı insan yetiştirmek için bir “İnsan Yetiştirme Fabrikası” gibi görev yapar.

E. İrfanlı İnsan

Adil Düzen’deki ilmi düzen ve bilhassa dini-ahlaki düzen insanların “irfan” sahibi insanlar olarak yetişmesini sağlar. Üretimin yanında eğitimi, manevi terbiyesine ve bu meyanda “nefis terbiyesi”ne büyük önem verilir. İnsanlar iyi ahlak sahibi insanlar olarak yetişirler. İsraf yapmazlar. Herkese yardım etmekten manevi haz alırlar. İbadet aşkıyla çalışırlar.

Bütün bu faktörler bir araya geldiği zaman manevi ve maddi bakımdan en büyük kalkınma hamleleri başarılır. Böylece kapitalizmin zulüm düzeni yerine Adil Düzen’in “saadet düzeni” gerçekleşir.

Adil Düzen’e dayalı yeni bir dünyanın kurulmasıyla maddi ve manevi kalkınma daha hızlı ve dengeli olacaktır. Bilindiği gibi “Avrupa Birliği” tek bir “Avrupa Devleti” kurulması demektir. “Roma Anlaşması” bundan dolayı AB’nin temel anayasası mesabesindedir. Roma Anlaşması’nın temelinde iki büyük hata vardır. Bunlardan birisi temel kültür kökü olarak eski Roma Medeniyeti’nin esas alınması yani “kuvveti üstün tutan” zihniyetin temel alınmasıdır. Bu zihniyetle ancak zulüm olur. Saadete ulaşılamaz. İkinci hata da ekonomik düzenin “kapitalizm’” olarak alınmasıdır. Bu temel de saadet getiremez. Ancak zulüm, buhran ve sosyal patlama getirir. Bunun için AB gerçekte bu temel esaslarından dolayı iki adet saatli bomba bulunan ve uçurumdan aşağı yuvarlanan otobüse benzemektedir.

Türkiye, Adil Düzen’i tesis ederek örnek ve öncü ülke olmalıdır. Müslüman ülkeler ve ezilen ülkelerle Adil Düzen temeline dayanan bir yeni bir dünyanın kurulmasına gayret etmeli, hatta öncülük yapmalıdır. Bu da Refah-Yol Hükümeti döneminde kurulmuş olan D-8’lerin çok daha aktif bir şekilde bütün üye ülkeler ve sömürülen dünya devletlerinin desteği ile canlandırılması ile mümkündür. Bu gerçekleştiği takdirde hem Türkiye’de, hem diğer Müslüman ülkelerde, ezilen ve sömürülen tüm mazlum ülkelerde kalkınma çok daha büyük ve hızlı olacaktır.

  • Facebook logoFacebook logo hover
  • Twitter logoTwitter logo hover
  • Youtube logoYoutube logo hover